Hasan İsmail TUĞ - Abdullah Gül, Deniz Baykal ve Kevin Costner
“Kendi sorunlarını kendi iradeleriyle çözemeyen devletler başkalarının istismarına açıktır. Siyasi aklı güçlü bir devlet buna izin vermez; sorunlarını başkalarına fırsat vermeden kendi iradesiyle çözer.”
TBMM’nin yeni yasama yılı açılışında konuşan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün en çok tartışılan cümlesi, yukarıdaki cümle oldu. Aslında bu konuşma metnini isim ve imza belirtmeden bir yerde okusaydık veya dinleseydik alkışlamaktan kendimizi alamazdık.
Dünya gerçeklerinden bihaber siyasetçiler ve bazı gazeteciler bu cümleyi öyle bir şekilde yorumlamaya kalktılar ki; Demokratik açılım sürecinin dışarıdan dayatıldığı sonucunu ortaya koydular.Pekiyi, gerçekten bu cümle böyle okunabilir miydi?Çok sıradan bir akıl yürütmeyle bile cevap kocaman bir hayır!
Küreselleşen ve teknolojik adımlarla küçülen bir dünyada hiçbir ülke, bir diğerinden bağımsız değildir. Güvenlik, ticaret, teknoloji, enerji ve taraf olunan uluslararası anlaşmalar dünya üzerindeki tüm ülkelerin iç ve dış dinamiklerinde şeffaflaşma zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır.
Dışarıdan dayatılma kısmı felsefi olarak kısmen de olsa doğrudur.Çünkü; aşağı-yukarı her alanda işbirliği yapan ülkelerin bir diğerinde sorun olarak ortaya çıkan aksaklıklarla ilgili olarak endişelerinin giderilmesi noktasında adımlar atılmasını talep edebilir.
Burada da en mühim mesele ortaya çıkar ki o da devletler arası ilişkilerde söz sahibi olma hakkını elinde tutmaya yarayan, üretim ve teknoloji gibi güç belirleyici alanlardaki yetkinliğinizdir.
Bu güçleri elinde tutmayan tüm devletler bir şekilde uluslar arası etkiye daha fazla maruz kalmaktadır.
Ya kendi iç dinamikleriyle yaşamayı seçen kapalı bir toplum olacaksınız veya entegre olmaya çalıştığınız Yeni Dünya düzenin gerekliliklerini asgari olarak sağlayacaksınız.Bu durumun ortası yoktur,bağımsızlık-iç işlerimiz gibi söylemler iç siyasetteki destekçileri memnun etmekten çok daha fazlasını yapmaya muktedir değildir.
Aslında bilinmeyen bir şey değildir ama siyasetin icrasını değiştirmekten imtina edenlerin inatla sakladığı bir durumdur bu.Ve olayın ulusal bağımsızlık-iç işlerimize müdahale gibi anlamları yoktur.Olay ilişki içinde olduğunuz uluslararası toplumla oluşturulan asgari müştereklerden ibarettir.Yani sizden istenenler, isteyen toplumların çoktan başardığı veya çözmüş oldukları durumlardır.
En azından CHP gibi sosyal demokrat çizgide siyaset yaptığı iddiasında bulunan bir partinin bu söyleme ilişkin tavrı, Cumhurbaşkanı’nın söyleminden hareketle iktidar üzerinde baskı yaratmak olmalıydı.Fakat her zamanki gibi tam tersi oldu.Gündem yaratan CHP’den, gündemin peşine takılan CHP’ye geçişin en sancılı tepkileri ortaya çıktı.Deniz Baykal “yüreğim karardı” diyerek çoğu aydına göre oldukça anlamsız bir tepki verdi.
Mesela, Ermeni Meselesine baktığımızda karşımızda Fransa ve ABD’nin çok kuvvetli direnciyle karşılaşıyoruz.
Olayla uzaktan yakından ilgisi olmayan iki devletin sorunun muhataplarından daha çok tepkisel yaklaşması, siyasetin uluslar üstü boyutlara erişmesinden kaynaklanmaktadır.Tüm bunların yanı sıra bir de insani boyut vardır.
Dünyadaki sorunları değerlendirmek, bir sorun hakkında görüş beyan etmek için ille de soruna taraf olmak şart değildir.Demokratik açılıma destek verdiği iddiasıyla öne çıkan Kevin Costner’a “sen artistliğini yap, sana ne bizim iç işlerimizden” diyerek tepki gösteren Baykal, bu durumun iç işlerimize müdahale olmadığını bilmeyecek kadar saf değildir ama bunun normal olduğunu söyleyecek kadar da cesur değildir.
Kevin Costner’ı konuşturacak adımlar atan siyasetçiler oldukça bu yakınmalarımız bitmez. Vücudunun tam orta yerinden parçalanan Lice’li Ceylan’ı kendi ülkende görmezden gelirsen elbette başkaları bunu öğrendiği zaman size söyler.
Aslında hiç de fena olmaz, Ekim 28 de havaya uçurulan Ceylan’ı(kimin öldürmüş olduğu önemli değil, önemli olan bir çocuğun vücudunu paramparça eden bir silahla vurulduğu halde bunun görmezden gelinmesidir.) konuşan bir artist çıksa da bizim siyasetçilerimiz en azından bu sebeple bile olsa bu elim olayla ilgili bir iki kelam etse…