Deniz Koru

Her Konu Hakkında Döküman ve Makale Bulabileceğiniz Bilgi Portalı.



Yazarlar Basından Alıntı Güncel, Yazar Yorumları Arşivimiz

 

Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
CRA
Kurucu/Admin

CRA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Üyelik tarihi: May 2007
Mesajlar: 13.677
10 CRA is on a distinguished road
Bulunduğu yer: İstanbul/TURKEY

CRA - MSN üzeri Mesaj gönder CRA isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
İP: 195.174.122.72
21-11-2008
Dikkat DTP’ nin Kapatılması Demokrasiye Zarar Vermez

Siyaset Bilimci – Terör Uzmanı ve “Türkiye’de Etnik Terör:ASALA ve PKK Örneği” isimli kitabın yazarı Reyhan İŞERİ ile “Terör ve Siyaset” üzerine gerçekleştirilen söyleşi..


BBP eski MKYK üyesi yazar Reyhan İşeri, idamın yeniden getirilmesi için yasal düzenlenmenin yapılmasının uygun olacağını vurgulayarak, AB’nin Türkiye’yi kesinlikle bünyesine almayacağını söyledi.
Yazar Reyhan işeri Terörle ve mücadelesiyle ilgili soruları şöyle cevapladı
SORU: Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi’nde yaşanan olaylar bazı kesimler
tarafından “Kürt Sorunu” olarak lanse ediliyor. Siz bu konuyu nasıl
değerlendiriyorsunuz?

”Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerimiz başta olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti
Devleti hudutları içerisinde bir takım aydın, yazar, çizer ve siyasetçi
tarafından lanse edilen “Kürt Sorunu” diye bir sorun yaşanmamakla birlikte
yaşanan ve gerçekte var olan sorun Bölücü Terör’dür. Bana göre de gerçekte
var olan sorunumuz çarpıtılmak istenmektedir. Terör örgütü ile yandaşları
Türkiye’de “Kürt Sorunu” yaşanıyor diyerek ulusal ve uluslararası camiada Kürt
kökenli vatandaşlarımızın haklarını aradıklarını ve sözcülüğünü yaptıklarını
iddia etmeye çalışmaktadırlar. Örgütün bu çabası örgüte bir taraftan militan
desteği kazanmaya yönelik olduğu gibi diğer taraftan da şiddetten daha çok
siyasal mücadele peşinde olduklarını ima etmeye yöneliktir.

Anayasamızda da belirtildiği üzere ırk, dil, din, mezhep, renk, cinsiyet ayırt
etmeksizin herkes eşit haklardan yararlandığına göre böyle bir sorundan
bahsetmemiz mümkün değildir. Nitekim, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin
kuruluşundan bugüne değin işadamlarına, bürokratlara, siyasetçilere,
milletvekillerine, bakanlara, başbakanlara ve hatta Cumhurbaşkanlarına
baktığımızda içlerinde Kürt kökenli olanlara rastlarız ve de oransal bakımdan da
hiç yadırganamayacağı bir gerçektir. Durum böyle iken eşit haklardan yararlanma
söz konusu iken bir Kürt Sorunu’ndan bahsetmemiz imkânsızdır.

Türkmen’iyle - Kürt’üyle, Laz’ıyla - Çerkez’iyle, Alevi’siyle – Sünni’siyle
Büyük Türk Milleti’nin mensuplarıyız. Bir kez daha altını çizerek belirtiyorum
Türkiye’mizin hiçbir köşesinde “Kürt Sorunu” diye bir sorun yaşanmadığı gibi
gerçekte var olan sorunumuz Bölücü Terör Sorunu’dur.



SORU: Son yıllarda terör sorununun çözülmesi için masaya oturulması gündeme
getiriliyor. Bir uzman gözüyle düşündüğünüzde çözüm olabilir mi?



”Terörist başının yakalanmasının ardından bilinçli bir biçimde askeri operasyonlar
yerine birçok defa masaya oturma teklifi gündeme getirildi. Bir devletle veya
ülke ile savaş halinde olsak düşüneceğimiz bir durum iken karşımızdaki dağdaki
çapulcu teröristler söz konusu olunca elimizin tersi ile iteceğimiz bir
tekliftir. Milletimizin bütünlüğünü ve birliğini, Devletimizi, Bayrağımızı,
topraklarımızı ve vatandaşlarımızı hedef almış bir terör örgütü ile masaya
oturmak pazarlık demektir, tanımaktır ve muhatap almaktır. Oysa Türkiye
Cumhuriyeti Devleti’nin teröristle pazarlık konusu olacak hiçbir şeyi yoktur.
Bedelini Şehitlerimizin kanı ile ödediğimiz vatan toprağını da kimse pazarlık
konusu yapamayacağına göre pazarlıkta silahsızlanmaya karşı hangi ödün teklif
edilecek? Bu nedenle de terör örgütü ile masaya oturmak bir çözüm olmadığı gibi
terörle mücadele alanında çözümsüzlük doğuracaktır. Terör örgütü ile masaya
oturmak yerine terör örgütünün lider kadrosunun yerleri bellidir. Devletimiz
devlet olmanın büyüklüğünü gösterip önce idam cezasını getirmeli, teslim ol
çağrısına uymayan örgütün lider kadrosunu inlerinde basıp yakalamalıdır. Sağ ele
geçirdiğini yargılamalı ve idam etmelidir. Masaya oturma teklifini gündeme
getirenler bence bir defa daha Devletin mi yoksa terör örgütünün mü yanında
olduklarını düşünsünler.

SORU: İdam edilmeli diyorsunuz. İdam Avrupa Birliği’ne uyum çalışmaları
çevresinde kaldırıldı. Geri idam yasasının getirilebileceğine inanıyor musunuz?


”Evet. AB Uyum Yasaları çevresinde kaldırıldı. Ama istendiği takdirde geri
getirilebilir. Ha AB üyeliği rafa kalkar mı derseniz? Evet kalkar. Zaten AB bizi
kabul etmeyecek ki. İstenmediğimizi bile-bile neden illa AB diyorsak onu da
anlamış değilim.

Bugün ABD, Japonya, İran ve Irak gibi ülkelerde “İdam” cezası var. Bu ülkelerden
ABD ve Japonya gelişmiş ülke. İdam cezasının gelişmişlikle gelişmemişlikle
alakası yok. O zaman TBMM istediği takdirde geri İdam cezası getirilir ve
yargıda uygular.”





SORU: Aktütün Saldırısı sonrası Türk Heyeti Barzani ile görüştü. Ancak bazı
kesimler tarafından Kürdistanı tanımak olarak yorumlandı. Siz bu yoruma
katılıyor musunuz?



”Bir nevi katılıyorum. Dağlıca Baskını sonrasında da Türk Dışişleri yetkilileri
Barzani ile görüşmüştü. Ancak Barzani ile yapılan her iki görüşme sonrasında da
Irak’ın kuzeyinin denetimini elinde bulundurmasına rağmen terör örgütü
mensuplarının bu topraklar üzerinde elini kolunu sallayarak gezmesine ve
faaliyette bulunmasına müsemma göstermiştir. Mevcut hükümetimiz Irak Hükümeti
dururken bölgesel yönetimi muhatap almıştır. Oysa Irak topraklarında barınan
örgüt bölgedeki güvenlik zafiyetlerinden rahatça her türlü faaliyetini
sürdürmektedir. Irak topraklarından gelecek her türlü tehlikeden Irak Hükümeti
sorumlu olacağına göre artık konuşarak değil uluslararası hukuk konuşturularak
haklarımız aranmalıdır. Öte taraftan Sınır anlaşmalarımızdaki maddeler
uygulanmalıdır. Devletin bu durumları değerlendirmesi gerekirken Kürdistan
Yönetimi Başkanı sıfatı ile Barzani’yi muhatap alması bir nevi Kürdistanı
tanımak anlamına da gelebilir.”



SORU: Terör örgütü geçmişte din ve mezhep istismarı uyguladı. Gene taban çekmek
için din ve mezhebi bir araç olarak kullanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?



”Hepimizin bildiği üzere Bölücü terör örgütünün dini, ırkı, mezhebi yoktur ve tek
amacı Türkiye Cumhuriyeti’ni zayıflatıp, parçalamak olduğu için her yolu kendine
mubah saymaktadır. Geçmişte örgüte taban kazanmak amacıyla dini ve mezhebi bir
araç olarak kullanmış ve vatandaşların duygularını inançlarını istismar konusu
etmiştir. Bu dönemde de örgütte meydana gelen çözülmeler karşısında yine militan
desteğini sağlamak amacıyla vatandaşların dini duygularını inançlarını istismar
konusu etmeye çalışmaktadır. Nitekim, Alevi vatandaşlarımızın desteğini almak
için çeşitli dönemlerde olduğu gibi Alevi vatandaşlarımızın içine sızmaya
çalışmaktadır. Bu nedenle Alevi kökenli vatandaşlarımızın terör örgütünün bu
propaganda faaliyetlerine ve hain planlarına karşı dikkatli olmaları gerekiyor.
Terör örgütünün herhangi bir din veya mezheple işi yoktur sadece propaganda ve
militan desteği sağlamak için kullanmaya çalışmaktadır.



SORU: Teröristbaşının İmralı’da “işkenceye, kötü muameleye uğradığı” yönündeki
iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz?



Bu tarz iddiaların gerçekle alakası olmamakla birlikte gündeme getirilmesinin
arkasında terör örgütüne sempati duyanlar aracılığıyla Türkiye’de provokasyon
eylemleri gerçekleştirmek yer almaktadır. Diğer taraftan DTP bu iddiaları
gündeme getirerek Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerimizde kaybettiği desteği
tekrar sağlamaya çalışırken uluslararası kamuoyunun dikkatlerini çekip
desteklerini aramaktadır. Ve DTP’nin bu iddiaları doğrultusunda şehir
merkezlerimizde yapılan gösteri ve mitinglerde güvenlik güçlerimizin, kamu ve
özel mülklerimizin hedef haline getirilmesi gerçek amaçlarını ortaya koymuştur.
Nitekim teröristbaşına İmralı’da sunulan hizmet ve haklar bugün dünyanın hiçbir
yerinde hiçbir mahkuma sunulmamaktadır. Düşünün hangi mahkuma devlet ortopedik
yatak, klima, radyo gibi araç ve gereçler tahsis ediyor”
SORU: AKP Hükümetinin terörle mücadelede gösterdiği kararlılığı nasıl
değerlendiriyorsunuz?

”AKP hükümeti terörle mücadelede göstermelik çözümler sunduğundan dolayı ben bir
kararlılık görmüyorum. Kurum olarak Güvenlik Müsteşarlığı’nın kurulması elbette
bir ilerlemedir. Ancak bir kurumun kurulması terörle mücadelede kararlılığı
göstermez. Mevcut hükümetin sosyal, ekonomik, askeri, hukuk ve uluslararası
alanları kapsayan bir terörle mücadele konseptini geliştirip uygulaması
gerekirken bütünün parçalarından birini uygulamaktadır. Öte yandan Dışişleri
yetkililerinin Dağlıca ve Aktütün saldırıları sonrasında Irak Devleti ile
diplomatik dille görüşüp gerekli hukuki girişimlerde bulunması gerekirken
Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetim başkanı Barzani ile masaya oturması da
bunun bir göstergesidir. Hatta terör örgütü PKK’nın Irak’ın kuzeyinden
Dağlıca’ya baskın düzenlemesinin ardından TSK’nin sınırötesi operasyon için
hükümetten teskere izni istemesi karşısında aylar sonra davul zurna çalıp
teskere izni vermek sizce bir kararlılık göstergesi midir? O zaman hükümetin
kararlılığından bahsedemeyiz. Ayrıca kendi istihbarat sistemini geliştirip,
bilgi toplamak yerine ABD ile Irak veya Barzani’den alınan istihbarata güvenerek
hareket etmekle mücadele olmaz.”

SORU: Terörün bitirilmesi için şartsız af istenmesini nasıl
değerlendiriyorsunuz?

”Terörü bitirmek için bu tarz tekliflerde bulunmak veya bir şart koşmak
çözümsüzlüktür. Sonuçta Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir hukuk devleti olduğuna
göre hiçbir suçun cezasız kalmaması gerekir. Eğer Devletimiz devlet olmanın
gereğini yerine getirmez teröristlere şartlı veya şartsız af sunarsa ülkede suç
oranı giderek artacağı gibi cezaevinden çıkacak teröristlerde geçmişte olduğu
gibi soluğu dağda alacaktır. Şartsız veya şartlı af isteyenlere baktığımızda
sözde insan hakları, özgürlük ve demokrasi savunucusu olarak kendilerini lanse
eden şahıslar olduğunu görüyoruz. Düşünün bir defa hem insan haklarını
savunacaklar hem de suçluya af isteyecekler. Bu bir çelişkidir. Şehitlerimizin
ve gazilerimizin insan haklarından yararlanmaya hakları yok muydu? Onların
yaşama hakları ihlal edilecek özgürlükleri kısıtlanacak ama bunların hakkını
arayacaklarına teröristlere hak arıyorlar. Kısaca özetleyecek olursam teröriste
şartlı veya şartsız af çıkartmak şehitlerimizin gazilerimizin ve bunların
ailelerinin haklarının ihlal edilmesi olacağı gibi terörün artmasına neden
olacak ve de suçlu cezasız kalacağı için hukuk sisteminin çökmesine neden
olacaktır.”

SORU: Peki Terörün bitirilmesi için ne tür bir kavram hazırlanmalı?

”Terörün bitirilmesi için sosyal, ekonomik, kültürel, siyasal, hukuk, eğitim,
uluslararası ve askeri alanları kapsayan toplumun desteğini arkasına alacak bir
konsept hazırlanıp uygulanmalıdır. Aksi takdirde bu alanlardan sadece birinin
veya birkaçının uygulanması terörün belini kırar ama birkaç sene sonra tekrar
hortlamasını sağlar. Nitekim yirmi küsür defa büyük operasyon yapmamıza rağmen
bugün geldiğimiz noktada terör hala devam etmektedir. Zaman zaman beli
kırılmıştır, tam bitti deyip sevindiğimizde tekrar hortlamıştır. Bu nedenle
toplu bir çözüm yöntemi hazırlanmalı ve kararlılıkla uygulanmalıdır.
SORU: Aktütün saldırısı sonrasında TSK’ne yönelik yapılan eleştirileri nasıl
değerlendiriyorsunuz?

”Terör örgütü, halkın orduya olan güvenini amaçlarla da saldırılar
gerçekleştirmektedir. Nitekim bu saldırı ile Türk Silahlı Kuvvetlerimize tarihin
hiçbir döneminde yapılmamış ağır eleştiriler ilk defa yapıldı. Bana göre haksiz
eleştiriler. Bu eleştirilerle TSK yıpratılmak istenmiş ve hatta Komutanlarımızın
istifası gündeme getirilmiştir. Ancak bu saldırıda ilk defa kimse sivilleri
eleştirmedi. Hükümette ve yöneticilerde hiçbir suç aramadı. Ama TSK’yı
yıpratmaya çalıştılar.

SORU: Terör örgütünün eylemlerinde çocukları kadınları kalkan olarak
kullanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

”Terör örgütünün bugüne kadar gerçekleştirdiği miting ve yürüyüşlerde kadınlar ile çocukları kalkan gibi kullanmasının en büyük nedeni güvenlik güçlerimizin kadına ve çocuklara ellerinin kalkmayacaklarını bildikleri gibi çocukların 18 yaşından küçük olmalarından dolayı hiç ceza almadan ya da az bir ceza ile kurtulacağındandır. Ancak söz konusu vatana ihanet ise cezai ehliyet aranmamalıdır. Nitekim son zamanlarda yargıda cezai ehliyeti aramayan kararlar vermektedir.

SORU: Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun geçtiğimiz günlerde kadın ve çocuklarla ilgili olarak aldığı karar sizce yerinde bir karar mıdır?

”Yargıtay Ceza Genel Kurulu 28 Mart 2006 tarihinde terörist cenazeleri ile
Diyarbakır’da meydana gelen olaylarda yer alan çocuklar için bu kararı almıştır.
Bana göre yerinde bir karar olmakla birlikte yargının almış olduğu kararı
tartışacak veya eleştirecek değilim. Ancak terörle mücadele bağlamında alınan bu kararı düşündüğümüzde terörle mücadeleye katkısı olacağına inanıyorum. Çünkü geçmişte birçok defa çocukların mitinglerde yürüyüşlerde polise, askere ve kamu ile özel mülke taş atmak için görevlendirildiklerini görmüştük. Hatta daha ileri gidip 13-14 yaşındaki çocukların Türk Bayrağımızı ayaklar altına alıp tepelediklerine veya yaktıklarına şahit olmuştuk. Düşünüyorum da bende o yaşlardan geçtim ve üzerine bir YTL değil bir milyon YTL verilmiş olsaydı dahi polisimize, askerimize bırakın taş atmayı saygısızlık bile yapmayacağım gibi özel veya kamu mülküne veya malına zarar vermezdim. Birçoğumuzda benim gibi düşünüyordur. O zaman bu çocukların bu şekilde davranış göstermelerinin altında aile ile çevre faktörlerinin yer aldığı bir gerçektir. Eğer aile çocuğuna milli değerleri, sevgiyi, saygıyı öğretmiş olsa bu ruh bilinci ile yetişmiş olsalar bu davranışları sergilemezler. Nitekim DTP genel başkanının da geçtiğimiz günlerde “Hükümet olarak gidin araştırın. Bu çocukların ailelerinden biri mutlaka cezaevindedir, bir yakını, akrabası öldürülmüştür. Bir yakını dağdadır.” şeklinde yapmış olduğu açıklama iyi analiz edilmeli ve bana göre de bu durum ciddi bir sorunu yansıtmaktadır. Ancak bu çocukların ailelerinin örgütle alakalarının olması veya hangi koşullarda yetiştikleri bu davranışları göstermelerini hiçbir zaman haklı gösteremez. Bu nedenle isterse 5 yaşındaki çocuk bu suçu işlesin terör örgütü üyesi gibi yargılanmalıdır. Aksi takdirde çocuk deyip ceza verilmezse ilerde bu çocukların daha beter suç işlemelerinin önü açılmış olacaktır. Ancak bu davranışları gösteren çocuklarda sadece hata aranmamalıdır. Bu çocukların anne ve babalarında da suç aranmalıdır. Eğer ailelere de ciddi yaptırımlar uygulanacak olursa küçük çocuklarını sokaklarda başı boş bırakmayıp, çocuklarına sahip çıkma ihtimalleri yüksektir.

SORU: Peki Sizce Ergenekon ile terör örgütü PKK arasında bir ilişki var mı?

”Önce şunu belirtmeliyim ki; yargı sürecine yansımış bir olayla ilgili açıklama
yapmak pek doğru olmamakla birlikte yanlıştır. Bu nedenle bu konuda fazla
konuşma taraftarı değilim. Ergenekon davasında ismi geçenlere ve yargılananlara baktığımızda Türkiye’de yaşamış ve yaşayan her fikri düşünceden insanlar yer almaktadır. Ancak geçmişte terörist başı ile görüşmüş veya yan yana gelmiş insanların bu dava kapsamında yargılanması bu ilişkinin olabilme ihtimalini yükseltirken, TSK’nde Komutanlık yapmış insanların da aynı davada yer alması bir çelişki ortamını doğurmaktadır. Terörist başı da İmralı’dan avukatları aracılığıyla yaptığı açıklama da davaya kendinin de müdahil olarak katılması gerektiğini işte filanların kendi ile görüştüklerini dile getirmesi bir gerçek olabileceği gibi TSK’ni zayıflatmaya yönelik bir iddia da olabilir. Lakin Ergenekon ile PKK terör örgütü arasında bir ilişki varsa da bu ilişkinin boyutu, nedenleri ve hangi ortak noktada buluşulduğu da araştırılıp ortaya konmalıdır.
Yargı süreci sona erdiğinde herhalde her şey ortaya çıkacaktır. Bu konuda fazla yorum yapmanın gereği yok.

SORU: Ergenekon’un kapalı kutusu denen Haham Tuncay Güney’in açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

”Adam Kanada’da yaşıyor. Türkiye’de Haham değilken Kanada’da Hahamlık yapan biri.
Ama Kanada’dan önemli iddiaları gündeme getirebiliyor. Geçenlerde telefonla
katıldığı bir televizyon programında mahkeme istese dahi ifade vermeye
gelmeyeceği yönünde beyanatları dile getirmişti. İzlediğim kadarıyla birbiri ile
çelişen iddialarda bulunuyor. Bu şekilde ulu orta iddialarda bulunması
karşısında mahkemenin ifadesine başvurması gerekir. Kanada’dan telefon
aracılığıyla iddialarda bulunmak kolay iş bunları resmi makamlara ifade olarak
sunması ve doğruluğunun araştırılıp tespit edilmesi önemli. Yoksa piyasa da
palavra veya senaryo anlatacak adam ararsan Kanada’ya gitmeye gerek yok. Kurtlar Vadisi’ni izlemek yeterli.”

SORU: Siyasetle ilgili konuşacak olursak; DTP’nin kapatılması konusunda ne
düşünüyorsunuz?

”Öncelikle şunu belirtmek isterim. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Anayasası’na, üniter yapısına ve bütünlüğüne saygılı faaliyet gösteren hiçbir siyasi partinin kapatılması taraftarı değilim. DTP’ni bu bağlamda düşündüğümde kesinlikle ve kesinlikle kapatılması taraftarıyım ve hatta yöneticileri Türk Adaleti karşısına çıkartılıp yargılanmalıdır. Sonuçta terör örgütü ile bağlantıları ve ilişkileri bugüne kadar kaç defa basına yansıdığı ve terör örgütü ile aynı söylemleri ifade ettiği ortadadır. Ancak geçmişte DTP gibi terör örgütü ile alakası olup kapatılan DEP, HADEP gibi partiler kapatılmasına rağmen farklı isimlerde partilerle bu tip faaliyetler devam etmiştir. Bu nedenle kapatma tek başına çözüm değildir, kapatmanın yanında terör örgütünün sözcülüğünü veya avukatlığını yapanlar yargılanmalı ve siyaset yasağı getirilmelidir. Ayrıca, bu parti TBMM’nde temsil edildiği günden bu yana bir gün çıkıp insanlarımızın işsiz olduğu, geçim derdi olduğu yönünde bir tane açıklama yapmadığı gibi TBMM’ni Kandil zannedip oturma eylemi yapmaya kalkışmaktan veya terör örgütünün manifestosu ile aynı düşünceleri ifade eden Anayasamıza, üniter yapımıza tezat düşünceleri barındıran Türkçe, Kürtçe ve İngilizce yazılmış bir kitapçık dağıtmaktan başka ne yapmıştır? Askerlerimizin girdiği çatışmada öldürülen teröristlerin taziye çadırlarını ziyaret edip, başköşe de oturarak, teröriste terörist diyemeyerek, PKK’yı terör örgütü olarak görmeyerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde siyasi parti olarak faaliyet gösterilebilir mi? Eğer bu hareketler Anayasamıza, yasalarımıza ters olduğuna göre bu ülkenin çimentosunu bozmaya yönelik olduğuna göre kesinlikle ve kesinlikle kapatılmalıdır.”

SORU: DTP’nin kapatılması demokrasiye zarar vermez mi?

Hayır kesinlikle zarar vermez. Demokraside terör örgütünün sözcülüğünü,
avukatlığını üstlenmek, halkı birbirine karşı kışkırtmak, sokakları savaş
alanına çevirmek veya şiddeti savunmak yoktur. Demokrasi kesintiye filan
uğramaz. Ama bunlar bu provokasyon faaliyetlerine devam ederse sokaklarda bir iç çatışma çıkarsa o zaman demokrasi kesintiye uğrar. Düşünün bir defa daha geçenlerde parti yetkilileri Avrupa Parlamentosu tarafından düzenlenen Dersim Soykırımı konulu konferansa katılıp, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni soykırımcı olarak ilan etmeye çalışmışlardı. Bu mu demokrasi? Yoksa bu laflar karşısında yargıyı çalıştırmamak mı? Yoksa federasyonu, ayrı bayrak, ayrı dil, ayrı devlet, özerklik istemek midir? Bunlar yapılınca demokrasi ve hukuk kesintiye uğramaz mı?

SORU: Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerimizde Yerel seçimlerde AKP – DTP çekişmesi yaşanacağı düşünülüyor. Sizce Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi’nde durum nedir?

”Şuan ki durumu düşünüp, analiz ettiğimizde böyle bir durum söz konusu. Nitekim geçtiğimiz yıllarda Diyarbakır için biri çıkıp kalemizdir, kalemizi vermeyiz tarzı bir açıklama yaparken mevcut hükümette Diyarbakır’ı alacağım tarzı açıklamalar yapmıştı. Sanki savaştayız başka bir ülkenin toprağını alıyoruz.
Gülünç bir durum. Seçimler yaklaştıkça hükümet partisi tarafından DTP’li
belediyelerin halka hizmet etmediği yönünde iddialar ortaya atılmıştır.
Düşünüyorum da halka hizmet etmeyip, yolsuzluk yapıyorsa veya dağdaki teröriste yardım gönderiyorsa İçişleri Bakanlığı’ndan müfettişler gönderilir, tespit edilir ve yargı süreci başlatılırdı. Neden bugüne kadar bu yargı süreci bitmedi de Sayın Hükümet yetkilileri seçime 5-6 ay kala bu şikayetleri dile
getiriyorlar? Anlamsız bir çekişme. Ancak yerel seçimlerde Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgemizde AKP ile DTP’nin çekişeceği bir gerçek olmakla birlikte bölge seçmenine iki yoldan birini tercih yapması için psikolojik baskı uygulamaya çalışmaktadır. Diğer siyasi partilerin önü bu sayede kapatılmak istenmektedir.
Biri hükümette olmanın avantajı ile hareket ederken diğeri de PKK ile Kürt
vatandaşlarımızın haklarını arayan söylemleri kullanmaya çalışmaktadır.”

SORU: Yani sizde AKP ile DTP haricindeki partilere şans vermiyorsunuz. Öyle mi?

”Yanlış anlaşılmak istemem. Ben adil yapılacak seçimden yanayım. Ama bugünkü göstergelere ve konjonktüre baktığımızda bu partiler haricindeki partilerimizin şansı azdır. Halka açıkça PKK’yı desteklemiyorsanız AKP’ye, PKK’yı destekliyorsanız DTP’ye verin tarzı bir seçenek sunulmaya çalışılıyor. Aman oylar parçalanmasın yoksa şu gelir hesabı. Nitekim Ankara Büyükşehir Belediyesi seçim çalışmaları da aynı tarz da bir usulle yapılmaya çalışılıyor. Yanlış işler bunlar, yanlış söylemler. Diğer partilerimiz arada kaynatılmak isteniyor. Bu durumda hangi demokrasiden hangi eşitlikten bahsedebiliriz? Düşünün bir kere. Yanılıyor muyum?”



SORU: Sayın Başbakanımızın Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi’ne gerçekleştirdiği gezilerde DTP’li Belediye Başkanları ile Milletvekillerinin söylem ve tutumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

”DTP’li Belediye Başkanları ile milletvekillerinin tutum, söylem ve davranışları
esefle kınanacak bir davranış ve söylemdir. Sayın Recep Tayyip Erdoğan bu
ülkenin Başbakanı’dır. Kişilik olarak, şahıs olarak ister sevin ister sevmeyin
ama Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olmasından dolayı her vatandaş saygı
duymalıdır. Değil bir belediye başkanı bir milletvekili saygısızlık yapacak.
Bunlar yanlış işler ve terbiyesizliktir. Ayrıca Sayın Başbakanımız Türkiye
Cumhuriyeti hudutları içerisinde istediği ile gider, kimseden izin almak zorunda değildir. Sen çık küstahça filan ile gelme de. Bu küstahlık değil de nedir? Van, Tunceli, Diyarbakır’ın tapusu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ndedir. Gelme diyenler bu yetkiyi kimden almış? Onlara bu yetkiyi kim vermiş? Sorulması gerekir ve hukukun işletilmesi gerekir.”



SORU: Son olarak, Sayın Başbakanımızın “TEK MİLLET, TEK BAYRAK KABUL ETMİYORUZ
DİYEN VARSA BUYURSUN BEĞENDİĞİ YERE GİTSİN” açıklamasını nasıl
değerlendiriyorsunuz?

”Bana göre yerinde bir açıklamaydı ve katılmamak mümkün değil. Ancak yapılan bu açıklamanın daha sonra çarpıtılması ile bir suni gündem oluşturulmaya çalışıldı.
Bu sözlerin “Ya Sev Ya terk et” ile aynı manaya gelip gelmediğinin konuşulması Türkiye’de ekonomik dengelerin alt – üst olduğu ve ardı ardına gece yarısı zamlarının yapıldığı bir dönemde dalaşma yaratmıştır. Yok, bu söylem MHP’nin mi? yok AKP’nin mi? diye suni bir gündem oluşturulmuştur. Bu işler yanlış işler.
Zaman laf üretmenin, polemik yaratmanın zaman değil icraat yapmanın zamanıdır.
Türk halkı hükümetten şuanda iş, aş istiyor.”


Bedel Alper Altıntaş



.
__________________
HTML clipboardMutluluk, Hepimize Sadece Kendi çizdigimiz Resimler ve Uzaklıklar Kadar Yakındır !..
Alıntı ile Cevapla
CRA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 

Bookmarks

Etiketler
demokrasi , dtp , reyhan işeri

Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Cem’i ’avcı’ lakaplı Demiral bulabilir Tamer_Erdoğan Güncel 0 19-06-2009 15:08
’Mal varlığım Meclis’te var’ dedi açıklamadı Tamer_Erdoğan Güncel 0 28-05-2009 13:38
Yavuz Donat - Gerçek demokrasiye ulaşmak için Maviş Yazarlar 0 15-09-2008 10:22
Tayland'ta iktidar partisinin kapatılması istendi CRA Yaşam 0 02-09-2008 14:37


Tüm Zamanlar GMT -3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 01:14.


Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0
Copyright © 2005-2010 Deniz Koru by CRA