Anayasa Mahkemesi’nin Aile İçi Şiddet İle İlgili Kararı
Av.İmral EREN
Bu hafta sizlere; Anayasa Mahkemesi’nin aile içi şiddetle ilgili verdiği bir karardan ve hepimizi ilgilendiren aile içi şiddetten bahsetmek istemekteyim.
Aile içi şiddete maruz kalan eşlerden birisinin polise başvurması üzerine, İstanbul C.Savcılığı tarafından, İstanbul 1.Sulh Ceza Mahkemesinde dava açılmış ve dava sürecinde, eş şikâyetinden vazgeçtiğini bildirmiştir.
Ancak; Türk Ceza Kanunun “Kasten Yaralama” ile ilgili 86 maddesinin üçüncü fıkrası a bendinde “Üstsoy, altsoy, eş veya kardeşe karşı işlenmesi halinde “şikâyet aranmaksızın” verilecek ceza yarı oranında artırılır hükmü mevcut olduğundan davanın düşürülmesi söz konusu olamayacaktır.
Mahkemenin hâkimi tarafından, yürürlüğe giren bu yasa, yasa koyucu tarafından kişiler arasında husumet ve intikam duyguları yerine bağışlama ve hoşgörüyü öngördüğü için, hasım olan kişilerin şikâyetten vazgeçmeleri halinde davanın düşürül- düğü ve bunun aile bireylerine de uygulanması gerektiği gerekçesiyle, TCK 86/3 maddesi “şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır.” hükmünün iptali için anayasa mahkemesine başvurmuştur.
Anayasa mahkemesi; TCK 86 maddesinin üçüncü bendindeki “şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranda artırılır.”hükmünün anayasaya aykırı olmadığı hususunda karar vermiştir. Dava kamu adına devam edecektir.
Anayasa mahkemesinin kararını yerinde buluyorum. Zira aile içi şiddet ile ilgili yaptırım eksiklikleri bu kişilerin cesaretlenmesine neden olmaktadır.
Bu şiddet hepimizi ilgilendirmektedir. Kendi ailemizde söz konusu olmasa da, komşuda, sokakta aile içi şiddet olaylarına tanık olmaktayız.
Şiddete maruz kalan kişiye yardım etmek, yardım çağırmak hepimizin görevidir. Olaya karşı kayıtsız kalmamız bu kişilerin işini kolaylaştırmaktadır.
Her ne kadar göz ardı edilse de; fiziksel ve cinsel şiddet istismarının %90 1 aile bireyleri tarafından yapılmaktadır. Yine %90 kadınlara ve çocuklara karşı uygulanmaktadır.
Kadın ve çocukların maruz kaldıkları aile içi bu şiddetler yalnız fiziksel acılar vermek değildir.
Psikolojik bütünlüğünü veya bağımsızlığını tehlikeye sokan, kişiliğe ve kişilik gelişimine ciddi boyutlarda zarar veren eylem veya ihmallerden de oluşmaktadır.
Sevgi göstermeme, aşağılama gibi duygusal istismarlar, sosyal ve maddi ihtiyaçlarını karşılamamak gibi ihmaller, Eğitim haklarının kısıtlanması, hakları hakkında bilgilere ulaşmalarının engellenmesi, zorla ve küçük yaşta evlendirilmesi, cinsel tacize maruz kalmalarına karşılık utanılacak biri gibi algılanmaları, tecavüz kurbanları oldukları için eve hapsedilebilme, ekonomik özgürlüğüne mani olunmalarını sayabiliriz.
Araştırmalar; İstismar eden bireylerin çoğunlukla şiddetin var olduğu ailelerde yetiştiği, aile içi şiddetin en önemli sebeplerinin fakirlik, güç ve kontrol isteği, alkol ve uyuşturucu olduğunu göstermektedir.
İstismar eden bireylerin çoğunlukla şiddetin var olduğu ailelerde yetiştiği gözlenmektedir.
Polise müracaat eden kadınların büyük kısmı, bu şiddetler önemsiz gösterilerek eve dönmeye ve eşleri ile barışmaya ikna edilmekte ve kadınların karşı karşıya olduğu riskleri artırmaktadır.
Birçok kadın şikâyette bulunma olanağına sahip değildir. Birçok kuruluş ve avukat şiddet gören kadınların ve çocukların haklarını kullandırma ve bu konuda bilgilendirme için çaba göstermektedir.
Ancak, risk altında bulunan, çaresiz, küçümsenemeyecek kadar çok miktarda kadınlarımız ve çocuklarımız bulunmaktadır. Ülkemizde acilen kadın sığınma evlerine ihtiyaç vardır. Devletin ilgili birimleri bu konuda gereken hassasiyeti göstermesi gerekmektedir.
AB standartlarına göre 7500 kadına bir sığınma evi kurulması mecburi tutulmuş iken, Türkiye’de toplam sığınma evi 10 nu geçmektedir.
SODEV araştırmasına göre, mevcutlarda zor şartlarda çalışmaktadır. Yine bazı sığınma evlerinin ise belediyeler tarafından kapatıldığı bildirilmektedir.
Yine 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun ile bazı önlemler alınmasına rağmen, boşlukların giderilmesi için bazı değişikliklere ihtiyaç vardır.