Mine G' den güzel bir yazı...
MUTLULUK SAHTE, SALAKLIK HAKiKi
Bir dünya düşünün ki çocuklar, arabası "baba" olana baba diyor. Büyüyünce
akıllanmıyor, bisküvi yiyince astronot olup uzaya gidiyor.
Delikanlılık döneminde kraker ısırınca, komşu kıza göbek attırıyor.
Zaten daldırma çayla kız tavlıyor, kahve içerken de âşık oluyor. Ama ne
kadar aptal olursa olsun, kız sürdüğü kokuya vurgun! Onu terk edemiyor.
Fakat kablolu televizyonu yoksa ve Amerikan dizisindeki "artizin" sütyen
rengini bilemezse, abazan kalıyor...
Mecburen, sakalını traş ettiği jiletin içinden çıkan robot kızla idare
ediyor.
Sonunda ne sürdüğü parfüm, ne traş losyonu, ama lipofize kahvesinin saldığı
kimyasal fındık kokusu sayesinde bir kıza yamanıyor.
***
Kavga mı edecekler? Daha keskin olamayan cep telefonlarıyla birbirlerinin
üstünü başına parçalayarak dövüşüyorlar.
Zarar yok! Toplu tarifeden cep telefonuyla gece gündüz ucuza konuşup
barışıyorlar.
Arabalarına benzin doldururken, eşek arısı kılıklı kız öyle çok çip para
veriyor ki, bedava yaşayacaklarına inanıp evleniyorlar.
Evlenmeye karar vermelerinde tabii mobilyada "eskiyi getir yeniyi götür"
kampanyasının, Seda Sayan'ın şakıdığı halıların, bir türlü hızlanamamasına
karşın Mazhar gitar tıngırdattıkça temizlenen internetin de etkisi var.
Hanım da kendi kendine dolan buzdolabı, sofrayı toplayan bulaşık makinesi,
kocasının televizyon gibi seyrettiği sessiz çamaşır makinesiyle mutlu
olabiliyor, zaten. Lekeleri soğuk suda çıkaracak deterjanı buldu mu, tamam.
Bir de içine makineyi kireçten koruyacak tableti koyduysa, ver eline
buharlı ütüyü, değme keyfine.
Bey dersen, kuru fasulyenin içindeki üç beş fazla sucuk halkasına
kaynanayla kaynatayı bile çekmeye hazır.
Zaten koku sürmediği, traş olmadığı ve sucuk yemediği zamanlar, maç
seyrederek mutlu, gol atılınca orgazm oluyor daha çok.
iki maç arasında ayağa uygun bir kredi bulup çocuk yaparlarsa, yavrunun
istikbali tabii ki kredi hesabında.
****
Çocuğun bakımı da pek kolay; bağlıyorsun altına peti, şarkı söyleyip dans
ediyor. Ancak çişini söylemeye hiç niyeti yok: Litrelerce işese de kuru
kaldığından, poposunda bir paketle dolaşmaktan hiç rahatsız değil!
Bir şekilde büyüyüp gurbete mi gitti? Bu sefer evinizde bal arısı kılıklı
çocuklar beslemeye başlıyorsunuz, sizi cep telefonuyla özlediğiniz
yavrularınıza bağlıyor, hatta bazen ingiltere'den bile getirip
kavuşturuyorlar.
Ve Türkiye böyle yaşayıp gidiyor, sayın seyirciler
Yoksa sizin yaşamınız reklamlardaki gibi değil mi?
Nasıl yaşıyorsunuz peki? Reklamlardan sonra başlayan dizideki gibi mi?
Hangi oyuncuya âşıksınız, hangi hikâye sizin hayatınız, hangisi sizsiniz o
dizilerdeki?
Belki de cehalet yarışmalarını, kim daha talk salak şovlarını, lahmacun
kralının ince kıyılmış soğan esprilerini, mutasyona uğramış hadım evladının
müzik otoriteliğini seyredip gülüyorsunuzdur, kah kah.
Oysa siz yaşarken ekran tefecilerine borçlandığınız hayali bir dünyada,
gerçek dünyada bir çocuk, taş doldurduğu sırt çantasıyla denize atıyor
kendisini, cennet vaadinin peşinde. Hocalar, kızların içindeki cini
çıkarmak için uçkur çözüyor. Atatürk ve rasyonel mantık okul kitaplarından
çıkarılıyor, isviçre dağlarının kızı Heidi romanındaki büyükanne hidayete
erip tesettüre giriyor, 5 bin imam hatip de yargıçlığa ve savcılığa
hazırlanıyor, zaten.
Siz reklamlardaki Türkiye'yi borçlanarak yakalamaya ve ödünç yaşamaya
çalışırken satın alamayacağınız mutlulukları, çocuklarınızın çocuklarına
ödetilecek dış borç yükleniyor sırtınıza.
Türkiye din diktatörlüğüne kayıyor, sattılar sizi, sattılar kadın erkek
eşitliğini, laikliği, hukuk devletini. Ne gam?
Reklamlardaki Türkiye'de Atatürk hâlâ yaşayıp bahçelerden gül derlediği ve
siz de televizyon karşısında Ayşe Teyze'nin cipslerini atıştırdığınız sürece...
Selamünaleyküm Türkiya!
Esselamünaleyküm ve tayyibullah
MiNE G. KIRIKKANAT
__________________
Her Lafa Verecek Cevabım Var..
Lakin Bir Bakarım Lafmı Diye, Bir de Söyleyene Bakarım, Adam mı Diye !!
|