MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bu aşamadan sonra bundan önceki görüşleri ne olursa olsun herkesin, Anayasa değişikliği konusunda yapılacak referandumun sonucuna saygı duymak mecburiyetinde olduğunu ifade etti.
MHP Genel Başkanı, partisinin Meclis Grup Toplantısında yaptığı konuşmada geçen hafta Türkiye Kömür İşletmesi Karadon Müessese Müdürlüğü'ne bağlı bir maden ocağında meydana gelen grizu patlaması sonucunda 30 madencinin hayatını kaybetmesinin derin üzüntüsünü yaşadıklarını söyledi.
Bahçeli, "Daha az üşüyelim, daha çok ısınalım, daha aydınlıkta kalalım diyerek milletimiz için en zor şartlar altında çalışırken hayatlarından olan işçi kardeşlerimize Cenab-ı Allah'tan bir kez daha rahmet, başta aileleri olmak üzere, milletimize sabır ve başsağlığı diliyorum. Zonguldaklı kardeşlerimin acılarını paylaşıyorum" diye konuştu.
Bu son facianın, bir kez daha madenlerde çalışan işçilerin ne denli büyük tehlikeler ve ihmallerle karşı karşıya olduklarını göstermesi bakımından da ibret verici olduğunu söyleyen Bahçeli, "Şimdi sıra, bu elim hadisenin nedenlerinin idari, teknik ve hukuki tüm boyutlarıyla araştırılarak sorumlularının ve sorun alanlarının ortaya çıkartılmasındadır. Bu elim olayın tekrarlamaması en samimi temennimizdir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Hakk'ın rahmetine kavuşan işçi kardeşlerimizin yakınlarının mağdur olmaması için gerekli her türlü tedbiri devreye sokmalıdır" dedi.
MHP'nin son grup toplantısını 13 Nisan 2010 tarihinde gerçekleştirdiklerini hatırlatan Bahçeli, AK Parti Anayasa'sının değişiklik tekliflerinin yoğun ve yorucu görüşmeleri nedeniyle ara verdikleri toplantılara bugün kaldıkları yerden devam edeceklerini belirtti.
Türkiye'nin Anayasa değişikliklerine dair görüşmelerle meşgul edildiği bu 44 günlük zamanda, Türk milletinin gündeminde bir değişiklik olmadığını belirten Bahçeli, bir maddesi haricinde diğerleri TBMM'den geçen Anayasa değişiklik paketinin kabulü
sırasında, Genel Kurul sonunda AK Parti milletvekilleri birbirleriyle sarmaş dolaş olurken, dışarıda Türkiye'nin ağır sorunlarının Türk milletini çaresizlik sarmalına mahkum etmeye devam ettiğini belirtti.
Bahçeli, "AK Partili vekiller sevinçle birbirlerine sarılıp kutlamalar yaparken ne üzücü bir çelişkidir ki, ilkesiz siyasetlerinin sonucunda Türkiye'miz, milletimizin şefkat ve namusu emanet edilen çocuklarımıza yönelik utanç verici tacizlerle, kahraman vatan evlatlarını birer birer toprağa verdiğimiz artan kanlı terör saldırılarıyla, dünün postal yalayıcısı dedikleri aşiret reisine bugün devlet başkanı sıfatıyla yapılan davetlerle, alın teriyle ve helal kazançla yer altında ekmeğini arayan işçilerimizin kaybına yol açan elim maden kazalarıyla, özel hayatları, çıkmaz yoldaki basit siyasetin malzemesi haline getiren seviyesiz üsluplarla, Başbakan'ın Ermenistan'dan sonra teslim bayrağını çekeceği anlaşılan tek taraflı tavizlerle dolu Yunanistan ziyaretiyle acımazca yüzleşmekteydi. Milletimiz giderek derinleşen ve kökleşen işsizlikle, yoklukla, yoksullukla boğuşmakta, sabrın sınavını öteden beri vermekteydi. Bu itibarla, gündemi kafa karıştırarak saptırma, başarısızlığın gerekçelerini Anayasa'da arama ve müflis siyasetin bahanelerini kendi dışında bulma çabalarının sonuç vermesini beklemek, ömrü tükenmiş iktidar için tek seçenek kalmıştı. Ve hükümet bir atımlık istismar barutunu da bu hamle ile tüketmiştir" dedi.
"AK PARTİ UCUZ SİYASETÇİ KURNAZLIĞINA BAŞVURMAYA ÇALIŞIYOR"
12 Eylül günü yapılacak referandumla, TBMM'den geçen maddeler bir paket halinde milletin hakemliğine sunulacağını kaydeden Bahçeli, bu aşamadan sonra bundan önceki görüşleri ne olursa olsun herkesin, yapılacak referandumun sonucuna saygı duymak mecburiyetinde olduğunu ifade etti. Oylamalara katılmayan ana muhalefet partisinin, TBMM'den aldığı ilave destekle, Anayasa değişikliğinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle 111 milletvekilinin imzasını taşıyan dilekçeyle Anayasa Mahkemesine başvurduğunu hatırlatan Bahçeli şunları kaydetti:
"Yapılan elbette ki, tıpkı AK Parti Anayasa değişikliklerinin tek taraflı olarak onaylanması kadar meşru ve yasaldır. Ancak, bundan önceki girişimlerin sonuçlarına bakarsak, Anayasa Mahkemesi'ne müracaatlardan karar aşamasına kadar geçen süreçlerin iktidar zihniyetine siyasi yığınak oluşturduğu görülecektir. Seçilmişler ve atanmışlar ekseninde yapay bir çatışma alanı oluşturarak kendisine istismar fırsatı yaratan AK Parti anlayışı, bu defa da bunu fırsat bilecek ve ortaya çıkacak yeni kutuplaşmayı kullanmak isteyecektir. İktidar partisinin, TBMM'deki görüşmeler esnasında geliştirdiği söylemler ve uyguladığı taktik, ülkemizdeki bütün sorunların kaynağının AK Parti hükümeti değil Anayasa olduğu yönündedir. Sanki, bugüne kadar olumlu ve güzel gelişmelere niyet etmişler de buna Anayasa engel olmuş gibi ucuz siyasetçi kurnazlığına başvurmaya çalışmışlardır. Anayasa Mahkemesi'nden çıkacak muhtemel bir iptal kararının neden olacağı yeni istismar sahaları ve kutuplaştırma vasıtaları, yaklaşan genel seçimlerin sonuçlarını etkileyecek gelişmeleri de başlatacaktır. Yedi yıldır iktidarda bulunan ve iki Milletvekilliği Genel Seçimi ve iki Mahalli İdareler Genel Seçiminden geçerek gelmiş AK Parti zihniyetinin siyaset malzemeleri ve senaryoları artık herkes tarafından bilinmektedir. Gizlisi saklısı yoktur. Başbakan Erdoğan ve partisi, Anayasa Mahkemesi Anayasa değişikliğini şayet iptal ederse bu sonucu kullanmak isteyecek ve söylemlerine haklılık arayacaktır. Veya Referandumun sonuçlarına göre 'evet'
oylarını, AK Parti'ye evet anlamına gelecek bir kampanyayla ilk genel seçime kadar muhafaza etmeye çalışacaktır. Başka da seçenekleri yoktur."
Her gittikleri yerde güvenlik ordusu ile kendisine emniyetli bir alan oluşturmaya çalışan Başbakan ve hükümet üyelerinin, milletle yüzleşmekten, milletin olduğu yerlerde görünmekten utanır hale geldiklerini öne süren Bahçeli, Türk milletinin de gerçekleri görmeye başladığını, yükselen tepkiler ve öfkenin, AK Parti temsilcilerini insan içine çıkamaz, topluma giremez duruma düşürdüğünü savundu.
Bahçeli, "Bu yüzden, bir yanda referandumda 'evet'leri millet iradesine başvurma olarak ilan edenlerin, öte yanda 'hayır'ları ise millet iradesine karşı çıkma gibi basit polemiklerle önlemeye çalışanların, milletin olduğu yerlerde onlarla bir arada bulunmaktan kaçmaları, tarlada, çarşıda, fabrikada, okulda vatandaştan uzak durmaları, en demokratik insan tepkilerini bile provokasyonla suçlamaları ibret verici bir çelişkidir" diye konuştu.
MHP MİLLETVEKİLLERİNE 'REFERANDUM İÇİN ÇALIŞIN' ÇAĞRISI
MHP'nin 69 milletvekilinin görüşmelerin ve oylamaların tamamına eksiksiz katıldığına işaret eden Bahçeli, her türlü hile, baskı ve dayatmalara karşı MHP milletvekillerinin şerefleriyle karşı durup MHP'nin bu sürece ilişkin karar ve politikalarını hiçbir kırılma olmadan savunduklarını söyledi. Bahçeli, bir taraftan Anayasa değişiklikleri ile ilgili olarak 12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak referandum süreci işlerken, diğer taraftan Anayasa Mahkemesi'nin karar sürecinin de çalıştığına dikkat çekti.
Anayasa Mahkemesi'nin vereceği karardan sonra Türk milletine ulaşmak için yeterli zamanın kalmaması ihtimalinin bulunduğunu söyleyen Bahçeli, "Bu açıdan yapacağımız faaliyet, mahkeme kararının sonucunu beklemeksizin referandum sürecine hazırlanmak ve milletimizi muhtemel sonuçları konusunda uyarmaya şimdiden başlamak olmalıdır. Bizim Anayasa değişikliklerine ilişkin görüşlerimizin tamamı bellidir ve bilinmektedir. Geride kalan konuşmalarımız, bu konudaki açıklamaların ve soruların bütün cevaplarını kapsamaktadır"
dedi.
Bir gün bile hatırlarını sormamış, bir kez olsun MHP ile yakınlaşmamış ve üstüne üstlük 7 yılda MHP'ye gönül veren bürokratları acımasızca tırpanlamış bir zihniyete verecekleri karşılığın da, indirecekleri şamarın da her zaman olduğunu belirten Bahçeli şöyle konuştu:
"En zor anlarımızda bile duvar diplerinden sürünerek geçenlerin, yer altına sinerek bizi görmezden gelenlerin, şimdi darbe karşıtlığımızı ve acılarımızı kullanarak şerefli geçmişimize atıflarda bulunmaya çalışmaları tam bir iki yüzlülük ve alçaklıktır. Elbette ki siyasete dışarıdan müdahalenin eleştirisinde, reddiyesinde ve hesaba çekilmesinde zaman aşımı veya tarihin akışı gibi bahaneleri benimsemeyiz. Ancak, 30 yıl önce nasıl büyük mağduriyetlere neden olduğunu yaşayarak bildiğimiz bir dönemi mahkum edeceğiz derken, Türkiye'mizin ve büyük Türk milletinin geleceğini de AK Parti eliyle bölünmeye, çürümeye, parçalanmaya, ayrışmaya ve kargaşaya mahkum edemeyiz. Açılım denen yıkımdan vazgeçildiğine dair bir işaret görmeden, kimliklerin tahrikine yönelik ihanet arayışları son bulmadan, sözde tarihi sorgulama adına konulan tuzaklara düşemeyiz. Geçmişle hesaplaşacağız derken milletimizin geleceğini kaybedemeyiz. Kimse, Milliyetçi Hareket'ten bedeli ne olursa olsun böylesi bir oyunda figüran olmasını bekleyemez. Kimse, milletimiz adına ümit ettiği ve yol almak isteği gizli gündemi için partimizi ve partililerimizi alet edemez. Kimse, ülkemizi adım adım sürüklediği felakete doğru sessiz kalarak hazmedilme sürecinin parçası olmamızı sağlayamaz. Kimse, Milliyetçi Hareketin fedakar ve inançlı kadrolarından ve mensuplarından yıkımın ortağı olmasını isteyemez. MHP, devletin birileri tarafından ele geçirilmesine, yargıdan kaçanların yargıyı kuşatmalarına, soyguncuların hesap vermekten kaçmalarına izin
vermeyecektir."
"TÜRKİYE ÜZERİNDE TAŞERONLUK YAPMASI İÇİN BASKILAR ARTTI"
Bugün Türkiye'nin içinde bulunduğu uluslararası kıskacın, başarı ve zafer diyerek, sırtı sıvazlanarak, ensesi tıpışlanarak adım adım sürüklenmiş çaresizliğin geldiği nokta olduğunu söyleyen Bahçeli, AK Parti zihniyetinin Kıbrıs, Irak, Ermenistan, Yunanistan gibi alanlarda taviz üstüne taviz vererek veya vermeye hazır olduğunu ilan ederek yürüttüğü tek taraflı ilişki modelinin geldiği ve ulaştığı yerin ortada olduğunu dile getirdi.
Ekümenik Patrikhane tanımından rahatsızlık duymamak, Heybeliada Ruhban Okulu'nu açma teşebbüsleri, cemaati bile olmayan tarihi Ermeni kiliselerini onarıp ibadete ve ayine açma hevesleri, tarihi hadiselerde ecdadı faşizan olmakla suçlamak gibi davranışların, bu düşkünlüğün yapı taşları olduğunu söyleyen Bahçeli, "Buna şimdi de İran ile ilişkilerimiz dahil olmuş, Türkiye küresel gücün kendisine verdiği ev ödevini yapmaya soyunmuştur. Kısa vadede olumlu gibi görünmesine rağmen, orta ve uzun vadede İran'la ilişkilerimizi çıkmaza sokacak bu gelişmenin arkasındaki oyunu görmek lazımdır. Elbette kalıcı ve güven verici bağımsız kararlarla, gereken hallerde arabulucu olmak, barış ve dostluğun devamında rol oynamak gerekebilir ve olmalıdır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, başkent Ankara merkezli bir vizyonun kararlarımıza yön vermiş olmasıdır. Komşu bir ülkede üretim aşamasına yaklaşılmış nükleer silaha karşı çıkmak başka bir gerekçedir, bunu küresel gücün talebi ve baskısı ile yapmak başka bir sonuçtur. İran'da henüz olgunlaşma sürecine giren nükleer silah aşamasını önlemeye diplomasiyle çabalamak ayrı bir gelişmedir, buna karşılık aynı mesafede olan İsrail'in sahip olduğu nükleer silahlara göz yummak farklı bir bakıştır" dedi.
Özellikle Irak'ın işgalinden sonraki gelişmelerin, ABD üzerindeki tahribatının ve Afganistan'da küresel gücün yaşadığı büyük zorlukların, bu ülkenin İran üzerindeki yaptırımlarını zayıflattığını ve geciktirdiğini bildiren Bahçeli, İran'ın ise ABD ve güdümündeki uluslararası kamuoyunun baskılarına rağmen uranyum zenginleştirme programını durdurmadığını ve silah yapımı konusunda önemli mesafeleri alabildiğini anlattı. ABD için kendi ülkesine yönelik tehlikeden ziyade en büyük müttefiki olan İsrail'in güvenliğinin tehlikede olduğunu dile getiren Bahçeli, uluslararası mevcut şartlar ve bölgede düştüğü zor durumun, İran'a sıcak müdahale arayışındaki ABD'ye kısa vadede imkan vermeyecek gibi göründüğünü bildirdi. Bahçeli şöyle konuştu:
"Şu anda yaptığı ise en büyük müttefiki olan İsrail'i güvenlik şemsiyesi altına alabilmek için Türkiye'den ve dolayısıyla küresel kanlı projelerin eş başkanı olan Başbakan Erdoğan'dan yararlanmaktır. Komşumuzdaki bir nükleer silahın varlığı tabidir ki bizim için de bir tehdit unsuru olacaktır. Ancak ABD'nin kaygısı ne Türk milleti ne de bölge güvenliğidir. Maksat mütecaviz bir İran'a karşı, İsrail'e güvenlik kuşağı oluşturmaktır. Ve AK Parti zihniyeti bu misyona soyunmuştur. Dikkat edilirse İran üzerinde baskılar artarken, Türkiye üzerinde de bölgemizdeki gelişmelere taşeronluk yapması için baskılar atmakta ve buna uygun bir zihniyet yedi yıldır işbaşında bulunmaktadır. Başta Suriye olmak üzere Ortadoğu ülkeleriyle ilişkilerimizin geliştirilmesi başka bir gelişmedir, buna mukabil İsrail'in etrafındaki ülkelerin bu ülkeye tehdit oluşturmayacak şekilde terbiye edilmesi ve İran'la yakın ilişkileri olanların tesirsiz hale getirilmesinde figüran olunması başka bir oyunun adıdır. Bu düşünce ve uyarılarımızı, muhalefetten alkış ve takdir bekleyen Başbakan Erdoğan'a hatırlatıyor, kanlı senaryoların adamı olmaktan çıkıp, daha fazla batağa girmeden Başkent Ankara vizyonu'na dönmesini tavsiye ediyorum."
Ekonomik gelişmelerle ilgili de değerlendirmelerde bulunan Bahçeli, Türkiye ekonomisinin dalgalı bir denizde, kaptansız ve pusulasız şekilde akıntıların ve esen rüzgarın yönüne göre yol aldığını ve felaketine biraz daha yaklaştığını savundu. Bir de bunun üzerine küresel ekonomideki kriz tufanı eklendiğinde, ne kadar büyük sorunlarla yüz yüze kalındığının daha iyi anlaşılabileceğini belirten Bahçeli, başta Yunanistan olmak üzere, AB'nin kriz sarmalına girmesinin, önümüzdeki dönemlerin çok sıkıntılı geçeceğini gösterdiğini bildirdi.
Bahçeli, "Bütün bu gerçekler ortadayken, ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısının, Türkiye ekonomisinin parmakla gösterildiğini iddia edebilmesi şayet akıl tutulması değilse siyasi basiretin iflasıdır. Ve kim ne derse desin, nasıl bir mazeret ileri sürerse sürsün, vatandaşımızı perişan eden, işsizliği azdıran, hayat pahalılığını tetikleyen, yoksulluğu teşvik eden ve yoksul kardeşimizin vicdanlarını sömüren AK Parti hükümeti ekonomide tam bir başarısızlık örneği sergilemiştir" şeklinde konuştu.
Haberin Devamı...