Hasan İsmail TUĞ - İnançlar, Referanduma Götürülür mü?
İsviçre’de referandum sonucunda ülkede yeni minarelerin yapılması yasaklandı. İsviçre’de yapılan bu tartışmalı referandum doğrudan demokrasinin bir sonucudur. Bu ülkede 100 bin imza toplandığı takdirde istenilen bir konu referanduma götürülebiliniyor.
Fakat, buradaki konu özgürlüklerin referandum konusu yapılıp yapılamayacağıdır. Tartışmaların ana güzergahı bilindik bir yöntemdir. Diğerini tanımlamak. Bizim gözümüzden başkası neye tekabül eder? Bizim dünya görüşümüzden diğerinin nasıl algılandığıdır. Dünyada egemenlerin en önemli ruh halidir bu tanımlama mevzuu.
Avrupa’da aşırı sağcılar hariç tüm kesimleri şok eden bir sonuç ortaya çıktı. Karara, Avrupa’nın hatırı sayılır bir kesimi itiraz etti. Bu karardan dönülmesi için, uluslar arası kuruluşlara çağrı yapıldı. Pekiyi, bu kararın alınmasına ne gerekçe olabilir?
Kişi hak ve özgürlüklerinin referandum konusu yapılmasını bir kenara bırakırsak, olayı nasıl okumamız gerekiyor. 11 Eylül saldırıları sonrasında dünyada yayılan İslamafobi diğer din mensupları arasında kaygılar üretmiştir. Ayrıca bir medeniyet meselesi haline gelmiştir.
Her topluluk, farklı olanı kendi yaşam standardına tehdit olarak görüyor. Olay görünebilmek meselesidir. Varlığını ilan etmek ve kendi dini inancının ibadethanesini görmek ihtiyacı sayısal olarak azınlıklar için hayati öneme haizdir. Çünkü; insan kendisinin sayılmasına ihtiyaç duyar. Farklılığını ortaya koymak için kullanabileceği enstüramanlardan en önemlilerinden birisidir, dini inançlar. Bu durum istisnasız tüm insanlık için geçerlidir.
Küreselleşen dünyada devlet fikrinin ne kadar önemli bir güç olduğu da burada ortaya çıkar. Devlet, kendine yetki devreden tüm bireyler için ortak müşterekler tesis ederek, toplumsal karmaşaların önüne geçer. Fakat demokrasinin iki formunu(temsili ve doğrudan demokrasi) karmaşaya vermeden yaşatmak mümkün olabilir mi?
Bu soruya verilecek cevap, İsviçre’deki durumu anlamamız için gerekli olan cevaptır. Sayısal çoğunluğa sahip olmak, devlet varlığını tehlikeye atacak kararlar almaya yönelik hamlelere meşruiyet kazandırmaz. Çünkü insan duygusal bir varlık olarak zaman zaman fevri tepkiler verebilir.
Aslında bu durum doğaldır. İnsanların kaygı duyması veya kendi yaşam formunu garantiye alması için refleks geliştirmesi oldukça normaldir ve haktır. Fakat bu hak, topluluk içindeki farklı bireylerin özgürlüklerinin engellenmesi için bir gerekçe oluşturmaz. İnsanın duygusallığına karşın, devletin duygulardan arınmış bir yapı olması ve rasyonel kararlar üretmesi çatışmaların engellenmesindeki en önemli faktördür.
Avrupa’da yükselen milliyetçiliğin, dünyanın diğer kesimlere yayılması tüm insanlık için tamiri mümkün olmayan sonuçlar üretebilir. İsviçre’de yapılan şey halkın inisiyatifiyle şekillenmiştir ve halkın bir şeyi referanduma götürebilmesi bir hak gibi algılanabilir.
Ama en büyük tehlikede bu sonucu kutsamakla ortaya çıkabilir. İsviçre’de halkın dini özgürlüklerin yaşanmasının kısıtlanma talebi, başka bir ülkede devlet politikası olarak ortaya çıkabilir. Ve egemen görüşün dışındaki tüm yaşantılar yasaklanmaya çalışılabilir. Uluslar arası organizasyonların kararı kutsaması ise yeni bir dinler savaşının ortaya çıkmasına hizmet eder.
Soğuk Savaş sonrasında uzayda başıboş gezen meteorlar gibi kutupsuz kalan dünyada dini farklılıklar kutuplaşmanın öznesi haline gelirse yaşanılacak tahribat insanlığın görebileceği en büyük trajediyi ortaya çıkarır. Çünkü dünyevi konularda uzlaşma ihtimali her an mevcuttur ama dini konularda uzlaşma neredeyse imkansız gibidir. Çünkü; dini duygular kabullenmeyle alakalıdır ve çoğu zaman akılla kavranmanın üzerindedir.
İşte tüm bu nedenlerden dolayı güçlü ve adil devletler insan yaşamı için su ve hava kadar önemlidir. Hayatidir…
İsviçre’de yapılan referandum kişisel bir hak talebi değildir, aksine sayısal olarak çoğunluğun ötekinin hayatına müdahale etmesidir. Demokrasi fikri hiçbir bireye ve zümreye bir diğerinin özgürlüklerini seçim konusu yapma hakkını vermez.