Bu maçı yorumlamaya Dinamo Bükreş’den başlamak lazım. Maç boyu çizdikleri görüntü, Avrupa’da yoluna devam etmek için mutlak galip gelmesi gereken bir takımdan çok, “Aman öyle çok açılıp, kendimizi rezil etmeyelim” düşüncesindeki bir takımı andırıyordu.
Maçın hiçbir dakikasında en ufak bir baskı uygulamayınca, Galatasaray neredeyse yürüyerek oynadığı, tek kornerini son dakikalarda attığı maçtan farklı galip ayrıldı.
Galatasaray açısından baktığımızda, Rijkaard’ın Sivasspor maçındaki 3 defansif orta sahalı düzeni aynen koruduğunu gördük.
Bütün sezon gol yememek konusunda sıkıntı yaşayan takım, bu düzende çıktığı ikinci maçını da pozisyon vermeden atlattı.
Tabii bunda bu 2 rakibin oyun zihniyetlerinin de etkisi olduğunu belirtmek gerekir. Galatasaray maç boyunca tempoyu düşük tutmasına rağmen, attığı 3 güzel gol, kaçırdığı birkaç net pozisyonla, bir Avrupa Kupası deplasman maçı için son derece başarılı bir görüntü çizdi.
Her ne kadar grup çok zorlu gözükmese de, 4 maçın sonunda tur geçmeyi garantilemek ve bu sırada 11 gol atmak önemli bir başarıdır. Avrupa Kupaları’ndaki 6 senelik ‘kara dönemin’ ardından nihayet geçen sene düzelen performans, bu sene de devam ediyor.
2000 yılından beri her Türk kulüp yöneticisinin tekrarladığı “Hedef final” söylemleri için tabii ki daha çok erken. Ancak genel görüntü itibariyle, Galatasaray taraftarları için keyifli ve heyecan verici bir Avrupa sezonu yaşanıyor.
Dileyelim ki sonbahardaki bu tablo, ilkbaharda da devam etsin.